|
Yere vuran
yağmur damlacıklarının sesi kapladı yine ortalığı... Bir Kasım akşamı
daha karanlıkta, yağmur damlalarının verdiği konserle renklendi...
Henüz çok kısa bir süre oldu. Yep yeni mevsimlerini, ılıman
insanlarını henüz kestiremeyecek kadar uzağım. Belki de öyle yapmacık
coğrafyalardan, alışıla gelmiş toplumlardan henüz kurtaramadım kendimi.
Hep arkadan vuranlardan sıyrılıp yelken açamadım Akdeniz'e, Akdeniz
insanının güzelliğine.
Hani derler ya "güzel günler bekliyor" . Acaba gerçekten güzel
günler olacak mı? Aradığımı bulabilecek miyim? diye soruyorum kendime.
Belki de yine mektuplar yazıyorum güzel günlere. Bir bir
onları davet ediyorum kendime. Hep ben değil miyim ki onları davet
eder. Ediyorum ama geliyorlar mı bilmiyorum.
İnsanlar bir bir koşturmacadır gidiyorlar çıkarlarının peşine.
Hepsine de birer isim uydurmuşlar, söyledikleri yalanlara kendilerini
de inandırmışlar. Kim bilir bu yalanlardan biride benimkidir. Çünkü
öylesine kaptırmışız ki gözlerimiz hiç bir şeyi görmez olmuş.
Hissedemez olmuşuz. Yaşayamaz olmuşuz. Neden varolduğumuzu, neden
varolacağımızı tartmadan bakıyoruz. Hayatın son demini yaşıyoruz belki
de bir çıkmaz sokağın son metrelerinde.
İki adımlık Demre kaldırımlarında samimi varlıklar arıyorum.
Yağmur damlalarının melodileri bir bir umut tazeliyor yüreğimde.
Sarıldığım kabanın sıcaklığını hissetmenin mutluluğu var içimde. Ve ben
yine güzel günlere kürek çekmeye çalışıyorum. yazdığım mektubu güzel
günlere götürecek bir postacı ve adres arıyorum.
Dünyanın adı olmuş acı, hüzün ve üzüntü. ve yalanlarına
uydurmuşlar saadet ve huzur. Batırmışlar ellerini attıkları yeri.
Gerçekten anlayan var mı ya da anlatan soran yok.
Ağlamaklı yine sözlerim biliyorum. Yazarken bile hâlâ titriyor
ellerim. Neden yazdığımı, niçin yazdığımı ben bile anlamakta
zorlanıyorum. Küçücük kelime dağarcığımla kendimi işliyorum bin bir
nakışla. Elimde bir keski, bir çekiç vuruyorum nakışımı
şekillendiriyorum birilerinin görmesi değer vermesi için.
27 Kasım 2007 - Demre
|